Abdullah Kılıç’ın haberi
Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı talebiyle hazırlanan, “Gizli” ibareli, 11.04.2001 tarihli ve Yaşar Büyükanıt’a ait olduğu iddia edilen paraflı belgede; o dönemde Milliyet’te muhabirlik yapan Utku Çakırözer’in kontrol altına alınması sonucu elde edilen bilgiler yer alıyor.
Konu: Utku Çakırözer adını taşıyan belgede Çakırözer’in Mart-Nisan 2001′de yaptığı 4 telefon görüşmesine yer verilmiş. Dönemin Genelkurmay II. Başkanı Org. Büyükanıt’a sunulduğu sanılan Kişiye Özel bilgi notu’nda Çakırözer’in Genelkurmay Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Albay Z.Ç.’yi aradığı belirtilmiş. Belgede Çakırözer’in Yarbay G.Ö.’den Eskişehir’deki NATO üssünün kapatılmasıyla ilgili bilgi istediği yazılı.
Belgedeki bir notta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Binbaşı M.H’nin Çakırözer’i aradığı ve telesekreterine Seninle bir konuda görüşmemiz lazım dediği ifadesine yer verilmiş.
Belgedeki 4. not ise Çakırözer’in Sabah Yayıncılık AŞ’den Necdet isimli şahısla telefon konuşmasıyla ilgili.
Belgede kontrol altına alınması istenen Çakırözer, halen Cumhuriyet’in Ankara Temsilcisi. Mustafa Balbay’ın tutuklanmasının ardından bu göreve gelen Çakırözer, haberin içeriğini duyunca Şu an İstanbul’dayım. Hakkımdaki belgeyi görmek isterim diyerek Radikal’e geldi. Belgeyi görünce hafifçe tebessüm eden Çakırözer, 1999′dan sonra 3 yıl savunma muhabirliği yaptım. 2 kez akreditem iptal edildi, hiçbir açıklama yapılmadı. Belki de iptalin bir gerekçesi bu belge dedi.
Dinlemedeki isimler
O dönem Deniz Kuvvetleri’nde görev yapan Yarbay M.H., 1 ay önce Darbe planında Ankara bölgesi koordinatörü olduğu iddiasıyla Balyoz davası kapsamında tutuklandı. Belgede bir diğer ilginç nokta Çakırözer’in diğer konuşmalarıyla ilgili detaylı bilgi verilirken Albay Z.Ç. ile ne konuştuğunun belirtilmemesi. Bunun nedeni şimdilik belirsiz. Konuyla ilgili görüş almak için Büyükanıt’a ulaşmaya çalıştık ancak kendisine ulaşamadık.
Utku Çakırözer: Kanunsuz dinlemeler bitmeli
Demokratik hukuk devletine inanan biri olarak, yasadışı yöntemlerle belgeler oluşturulmasının her zaman karşısında oldum. Özel ve mesleki hayatımızın mahremiyetini ayaklar altına alan hukuk dışı dinleme ve takipler ile bunların basın yoluyla sızdırılması, ilgili kişi ya da kurumun baskı altına alınması için kullanılmaktadır. Kimden ve hangi dönemde gelirse gelsin bu uygulamalara karşı durmak gerekir.
Söz konusu hukuk dışı belgeyi ne onaylamam ne de aktarılan bilgilerin tümünün gerçekliğini kabul etmem söz konusu. Milliyet’te 1999-2002 döneminde, görevim gereği bilgi alabileceğim askeri yetkililerle sayısız görüşme yapmış, bilgilerine başvurmuşumdur.
Neden 10 yıl sonra çıktı?
O dönemde akreditasyonum, Genelkurmay Başkanlığı’nca nedenini bilemediğim biçimde 2 kez iptal edildi. Basın özgürlüğü açısından Genelkurmay’ın basın mensuplarına uyguladığı akreditasyon uygulamalarının her zaman karşısındayım. AKP iktidarı döneminde de, Başbakanlık tarafından, basın mensuplarının bir bölümüne benzer kısıtlayıcı uygulama getirilmesinin de demokratik hukuk devletiyle bağdaşmadığı kanısındayım. Öte yandan, bu hukuk dışı belgenin 10 yıl sonra bugün ortaya çıkarılması ise manidardır. Mensubu olmaktan onur duyduğum Cumhuriyet Gazetesi ve bu kurumdaki konumumun, belgenin sızdırılış amacına alet edilmek istendiği kaygısını taşıyorum. Ayrıca, yasadışı dinleme ve takiplerin son dönemde ciddi biçimde artmış olmasının da belgenin ortaya çıkarılmasında önemli bir başka etken olduğu inancındayım. Topluma, bu yasadışı dinlemelerin yalnız bu döneme özgü olmadığı, mevcut iktidar öncesinde de yaşanmış olduğu mesajının verilmek istendiği izlenimindeyim.
Sedat Ergin: Çok vahim bir durum
Akreditasyon, eskiden beri sıkıntılı bir konudur. Genelkurmay’ın, son dönemde biraz gevşetilmekle birlikte, bu konuda katı bir uygulaması olduğu bir vakadır. Bunun gazetelerin yanı sıra bazı durumlarda yazdığı haberlerin yol açtığı rahatsızlıktan dolayı doğrudan muhabirlere yöneldiği durumlar da olmuştur. Hürriyet’in Ankara Temsilcisi olduğum dönemde 1990′lı yılların sonuna doğru o dönemdeki savunma muhabirimizle ilgili bir sıkıntı yaşadığımızı hatırlıyorum. Ancak bu uygulamanın yalnızca Genelkurmay’la ilgili bir sorun olarak ele alınmasına karşıyım. Atanmışlar değil, seçilmişler de akreditasyon yasağı uyguluyor Türkiye’de. Genel yayın yönetmeni olduğum dönemde uzun bir süre Milliyet gazetesine Başbakan’ın uçağında ambargo uygulanmıştı. Ayrıca 2008 yılında yazdıkları haberler nedeniyle Başbakanlık’ta 7 muhabir arkadaşımızın akreditasyonları iptal edilmişti. Bir muhabir arkadaşımız bu yüzden işsiz kalmıştı. Güç sahipleriyle ilgili yaygın bir sorundan söz ediyoruz.
Bu konudaki belgeleri görmedim. Utku Çakırözer bir dönem birlikte çalıştığım, mesaisini beğendiğim bir meslektaşımdır. Telefonunun 2001′de Genelkurmay tarafından dinlenmiş olduğu bilgisi eğer doğruysa, çok vahim bir durumla karşı karşıyayız demektir. Bir kere, bilebildiğim kadarıyla ne 1999′da ne de sonrasında Genelkurmay’a vatandaşların telefonlarını dinleme yetkisi veren bir yasa hükmü bulunmuyor. Mevzuatta bugüne dek rastlamadım. Jandarma ya da MİT gibi bir kurumun dinleyip Genelkurmay’a aktarmış olması bir olasılıktır. Ama bu olasılık da durumun vahametini ortadan kaldırmaz. Hangi şık geçerli olursa olsun anayasada güvence altına alınmış olan haberleşme hürriyetinin çok açık bir ihlali, ciddi bir hukuksuzluk söz konusu.
RADİKAL
Ziraat Teknikeri Arif Küsmüş tarafından verilen kursta, aşılamanın nasıl yapıldığı, hangi ağaçlara aşı yapılacağı ve aşı yöntemleri hakkında bilgi verildi. Küsmüş, şunları kaydetti:
”Toplam 5 köyümüzün katılımıyla gerçekleştirilen kursumuz 96 saat devam edecek. Kursumuzun ana başlığı fidan yetiştirme kursudur. Ama bunu içerisinde fidan yetiştirme, aşı yapma, fidan çoğaltma, fidan budama gibi konuları da işleyeceğiz.
Bilindiği gibi bizim bu bölgede Antep fıstığı üretim projemiz 4 yıldır devam ediyor. Her yıl Gaziantep’ten getirdiğimiz ustalarla aşılama çalışmalarını sürdürüyoruz.
Bizde projenin maliyetini düşürmek adına, burada özellikle aşı kursunu açtık. Kursa katılan arkadaşlarımızı, Haziran ayında yapacağımız aşı çalışmalarında uygulamalı olarak değerlendireceğiz. Hem kendi aşılarını yapmış olacaklar, hem de komşularının aşılarını yapacaklar.”
Günlüce köyü muhtarı Selim Şahin de, kursun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.
AA
Askerin ‘geçici güvenlik bölgesi’ içinde gösterdiği bölgelerle ilgili ilk kez mahkeme kararı çıktı.
Geçici güvenlik bölgeleriyle ilgili ilk dava Tunceli’de açıldı. Davaya konu olay, Büyükyurt Köyü’ne bağlı Dokuzkaya Mezrası’nın Genelkurmay Başkanlığı tarafından terörle mücadele kapsamında ilan edilen geçici güvenlik bölgesi içinde kalmasıydı.
Davayı açan Ali Karabulut, yaşadıklarını “Çok kısıtlı şartlar altında gidiyorduk köyümüze. Malvarlığımız, mezarlarımız oradaydı. Yıllık ürünlerimizi almamız gerekiyordu. Zor şartlar altında gidiyorduk” sözleriyle anlattı.
Köyüne gidemediğini söyleyen Ali Karabulut, geçici güvenlik bölgesi kararının iptali için Malatya İdare Mahkemesi’nde dava açtı.
Mahkeme, Ali Karabulut’un itirazını haklı buldu ve geçici güvenlik bölgelerinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti.
Avukat Barış Yıldırım, kararı şöyle değerlendirdi: “Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri kanununda ancak askeri tesislerin ve eğitim atış alanları ile tatbikat alanlarının dört yüz metre etrafının sadece askeri güvenlik bölgesi olarak ilan edilebileceği belirtilmekteydi. Gerek Tunceli’deki gerekse de Doğu ve Güneydoğu’daki geçici güvenlik bölgelerinin birçoğu bu kritere sahip değil. Terörle mücadele konseptiyle veya gerekçesiyle hiçbir yer güvenlik bölgesi ilan edilemez, kanun açık.”
Genelkurmay Başkanlığı, 30 gün içinde karara itiraz edebilecek. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da özellikle yaz aylarında operasyon alanlarında kalan birçok alan geçici güvenlik bölgesi ilan ediliyor. Bu bölgelere sivillerin girişi yasaklanıyor.
İzmit Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Mustafa Şener, çevre konusunda herkesin duyarlı olması gerektiğini söyledi.
Şener, özellikle Üçtepeler mevkiinde yol kenarlarını sık sık atıklar atıldığını hatırlatarak Bazı kişiler, inşaat atığından, hurdaya kadar birçok çöpünü yol kenarlarına atarak çevre kirliliğine neden oluyorlar. Belediye ekiplerimiz sık sık bölgedeki bu olumsuzluğu ortadan kaldırıyorlar.Kaçak olarak yapılan döküm işini gerçekleştirenleri tesbit etmeye çalışıyoruz.
Çevreyi kirletenler tesbit edildiğinde çok ağır para cezası ile cezalandırılıyor dedi. Şener, atık sahası dışına döküm yapanların mutlaka İzmit Belediyesinin 444 41 00 numaralı telefona ihbarda bulunmalarını da isteyerek, Çevre hepimizin ve buna herkesin sahip çıkması gerekir.
İZAYDAŞ tarafından atıkların döküleceği alanlar belirlenmesine rağmen birkaç yüz metre mesafeye gitmemek için atıkların yol kenarlarına atılmasının açıklaması olamaz şeklinde konuştu. Çevre Kanununa göre atık dökenlere 80 bin liraya kadar ceza kesilebiliyor.
İHA
Diyanet-Sen genel Başkanı Mehmet Bayraktutar tarafından yapılan açıklamada, BMnin Libya’ya yönelik kuvvet kullanma kararının hemen ardından demokrasi ve özgürlük söylemleri ile operasyon başlatan Koalisyon Güçlerini kınıyoruz denildi.
BMnin Bosna-Hersek’te 1992-1995 yılları arasında süren soykırıma ve İsrailin Gazzeye yaptığı saldırılara duyarsız kaldığını vurgulayan Bayraktutar, yaşanan çifte standart uygulamalara son vermenin ancak İslam Birliği Birleşmiş Milletleri kurmakla mümkün olacağını savundu.
Kirli Oyun Bozulmalı
Libyaya yapılan saldırının amacının iyi niyetli olmadığını vurgulayan Bayraktutar, Biz yapılan operasyonun amacının özgürlük, barış, demokrasi olmadığını iyi biliyor ve İslam âlemini oynanan kirli oyunu bozmak için güçlü bir ses çıkartmaya davet ediyoruz. Koalisyon güçlerinin sahte özgürlük söylemlerinin gerçekte kan, gözyaşı, katliam, talan ve sömürü olduğunu haykırıyor, işgal hareketinin tüm uluslararası toplumun sorunu olduğunu da hatırlatıyoruz dedi.
Sömürü Düzenlerini Hâkim Kılmak İstiyorlar
Irak işgalinin de adının Libyada olduğu gibi kurtarma operasyonu olarak konduğunu vurgulayan Bayraktutar, Sonuç; gözyaşı, işkence ve yüz binlerce sivil katliam. Pakistan, Afganistan ve Somali de Batının kurtarma operasyonuydu ve sonuç yine işgal ile sonuçlanmıştı. Bugün yine emperyalizmin eski alışkanlığına döndüğünü ve demokrasi götürüyoruz yalanıyla Libyaya bomba yağdırdığını görüyoruz. Sömürü düzenlerini hâkim kılmak için başlatılan bu hareket, İslam Aleminin yüreğine saplanan hançerdir şeklinde konuştu.
Kendileri İtiraf Etti
Bayraktutar, Fransa İçişleri Bakanı Gueantın Tanrıya şükür ki Cumhurbaşkanımız Haçlı seferlerinin önderliğini yapıyor şeklinde ki açıklamasına dikkat çekerek, Gerek ABDli Demokrat Kongre üyesi Ed Markeyin petrol için Libyadayız açıklaması gerek Gueantın açıklaması bu müdahalenin barış ve demokrasi için yapılmadığının kendi ağızlarından itirafıdırdedi.
Kendi Birleşmiş Milletlerimizi Kuralım
İslam Alemi derhal kendi “adalet ve güvenliği için İslam Birleşmiş Milletlerini kurmalıdır diyen Bayraktutar, sözlerini şu şekilde sürdürdü: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) işgal öncesi Irak için aldığı kararın aynısını Libya için alarak işgale yol çizmesi tüm İslam Alemine ders olmalıdır. Bosna-Hersek’te 1992-1995 yılları arasında süren soykırıma müdahalede bulunmayan BM’nin, Libya karşısında hızlı karar alması ve hava saldırısı başlatması, aynı şekilde terör devleti İsrailin Lübnan ve Gazzeye yaptığı saldırılara göz yummasını unutmadık, unutturmayacağız. Avrupa’nın tam ortasındaki Bosna-Hersek’te yaşanan savaşta yüz binin üzerinde sivil katledildi, 50 bine yakın kadın ise toplama kamplarında sistematik tecavüze uğradı. Ya İsrailin yaptığı katliamlar, Sivil ve Çocuk Hedefler, Suikast Politikası, İşkence ve Hukuksuz Hapsedilmeler, Dolaşım Özgürlüğünün Engellenmesi, Utanç Duvarı, yıkımlar ve devam eden ambargo Batı bunları neden görmüyor? 3 gündür Filistin yine bombalanıyor. Libyaya saldırı düzenleyen Koalisyon güçleri neden sessiz?
Diktatör Kuklalar Hesap Vermeli
Halklarının baskıcı rejimlerin son bulmasına yönelik gerçekleştirdiği barışçıl protestolara karşı şiddet uygulayan liderlere de tepki gösteren Bayraktutar, Elbette millet iradesine karşı koyan liderleri, kuklaları da kınıyoruz. Diktatörlerin en fazla kendi halkına zarar verdiğini biliyoruz. Diktatörlerin halkına ve insanlığa hesap vermesini istiyoruz dedi.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, ”Son günlerde bazı medya kuruluşları tarafından yayımlanan ‘Adli Tıp Defne Joy Foster’ın otopsi raporunu açıkladı’ şeklindeki haberler tamamen asılsız olup, Defne Joy Foster ile ilgili tetkikler henüz tamamlanmamış olduğu için hazırlanmış bir otopsi raporu halihazırda mevcut değildir” denildi.
Foster’ın ölüm sebebinin KOAH’a bağlı solunum yetmezliği ve aspirasyon olarak sunulduğu haberlerin spekülasyondan öte bir anlam taşımadığı belirtilen açıklamada, tetkikler tamamlandıktan sonra hazırlanacak olan raporun doğrudan ilgili cumhuriyet başsavcılığına gönderileceği kaydedildi.
Açıklamada, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanarak ilgili cumhuriyet başsavcılığına gönderilmiş ve ölüm sebebini izah eden herhangi bir raporun mevcut olmamasına rağmen ”Adli Tıp hatalı, KOAH’tan ölmüş olamaz” gibi yorumların uzmanlar tarafından dillendirilmesinin de üzülerek müşahede edildiği belirtildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
”Dolayısıyla raporun ilgili cumhuriyet başsavcılığına ulaşması öncesinde tahminlere ve spekülasyonlara dayalı olan bu türden haberlerin gizliğin esas olduğu soruşturma sürecine halel getirdiği ve kurumları zan altında bıraktığını ilgililere hatırlatır, bu bilgi kirliliğinin bir an önce temizlenmesi için Adli Tıp Kurumunun titizlikle hazırlayacağı raporu en kısa sürede ilgili cumhuriyet başsavcılığına sunacağını kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
AA
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu, (HSYK) Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyiyle Yüksek Yargı Kurumlarının Avrupa Standartları Bakımından Rollerinin Güçlendirilmesi konulu ortak bir projeye imza atıyor. Proje çerçevesinde Yüksek Mahkemelerde İş Yönetimi ve İş Yükünün Azaltılmasında Çözümler konusu Yargıtayda düzenlenen sempozyumda masaya yatırıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtayın iş yükünün son yıllarda artarak katlandığını anımsatarak, Avrupalı meslektaşlarının Türk hukuk sisteminde yaşanan tıkanıklığı anlamaları için sorunun büyüklüğünü rakamlarla anlattı.
2000 yılında Yargıtayda bulunan toplam dosya sayısının 706 bin 601 olduğunu bu sayının 2005te 1 milyon 88 bin 961e 2010da da 1 milyon 831 bin 419a çıktığını belirten Gerçeker, Bu rakamları batılı çağdaş ülkelerle kıyasladığımızda Yargıtayın ne denli büyük ve ağır bir iş yüküyle karşı karşıya bulunduğu ve bu sorunun hızlı ve güvenli adaletin sağlanmasında ne kadar büyük bir engel olduğu hemen anlaşılacaktır dedi. Gerçeker, yargının işleyişinde yaşanan sorunları şöyle sıraladı:
Sürekli artış gösteren nüfus oranı, hâkim, savcı ve personel sayısının yetersizliği, iş bölümü uyuşmazlıklarının çoğalmakta oluşu yargılama usulünü düzenleyen yasaların karmaşıklığı, maddi hukuka ilişkin bazı yasalarda usul kurallarına da yer verilmiş olması yargılamada güvenli, hızlı ve isabetli çözümlere ulaşmayı engelleyen sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu da davaların uzamasına adil yargılanma ilkesinin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.
-YENİ DAİRELER ÇARESİZ KALIR-
Hukuk ve yargı sisteminde reform yapılabilmesinin yolunun öncelikle sorunun hangi noktalarda yoğunlaştığının çok iyi saptanmasından geçtiğini ifade eden Gerçeker, son günlerde yargı reformu kapsamında Yargıtayın daire ve üye sayısını artırıldığını anımsattı. Yargıtaydaki daire sayısını artırmanın ağır iş yükünü çözmede kalıcı bir çözüm olmayacağını belirten Gerçeker, Yargıtaya temyiz incelemesine gelen dosya sayısı sınırlandırılmadıkça yeni kurulan dairelerinde kısa bir süre sonra çaresiz kalacağını belirtti.
Yargıda yaşanan iş yükü sorunun çözüme kavuşturulabilmesinin bölge adliye mahkemelerinin biran önce faaliyete geçirilmesiyle olacağını söyleyen Gerçeker, Yargının bütünü göz önüne alındığında özellikle büyükşehirlerde mahkeme ve hakim sayısının az, dava sayısının çok olması, icra mahkemelerinin icra prosedürü içindeki yetkilerinin sınırlı olması, yargısal etkinliği azalttığı gibi icra ve iflas takipleri yönünden hukuk davalarında sürekli artışa neden olmaktadır dedi.
Yargılama sürecinin hızlandırılması ve sürecin yargı bağımsızlığına uygun biçimde yürütülebilmesi için tamamen yargıya bağlı adli kolluk gücünün ve adli tebligat memurluğunun oluşturulmasında büyük yarar olduğunu ifade eden Gerçeker, uyuşmazlıkları önleyici nitelikteki tedbirlerin etkin hale getirilmesi ve alternatif çözüm yollarının bir an önce gerçekleştirilmesinin sağlanması gerektiğini ifade etti. Gerçeker, Mustafa Kemal Atatürkün gösterdiği ilkeler doğrultusunda kurulan Cumhuriyetin, demokratik hak ve özgürlüklerin toplumun bireyleri için gelişip güçlenmesi ancak hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkelerinin bağımsız yargı temelinde bütün kurum ve kurallarıyla hayata geçirilmesi suretiyle mümkün olabilir dedi. Gerçeker, proje kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Avrupa Konseyinde ve Avrupa Birliği Adalet Divanında 6 çalışma ziyareti gerçekleştirildiğini de belirtti.
Avrupa Konseyi Ankara Proje Ofisi Başkanı Adrian Butler ise Avrupa Konseyi öncülüğünde yürütülen proje hakkında bilgi verdi. Projenin bir yıl önce başlatıldığını ve 30 ay sürmesinin planlandığını ifade etti. Butler, Türk hükümetinin yüksek yargıda reform içeren kapsamlı proje yürüttüğünü de söyleyerek, projenin ikinci aşaması olan bu konferanslar kapsamında Hollanda, İsviçre ve Avusturyadan 3 deneyimli yargıcın Türkiyeye geldiğini ifade etti.
ANKA
Yaşlılık Platformu Koordinatörü Prof. Dr. Nuran Akdemir, Türkiyede yaşlılık sorunlarının giderek artmakta olduğunu savunarak, yaşlı hakları ve ulusal düzeyde yaşlılara yönelik sağlık ve sosyo-ekonomik politikaların oluşturulmasında yasa yapıcı ve uygulayıcılarla sivil toplum kuruluşlarının koordineli bir şekilde çalışması gerektiğini söyledi.
Türkiyenin yaşlılık konusunda ortak sesi olmak amacıyla sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, yaşlılık alanında çalışan meslek grupları gibi 37 farklı kurum ve kuruluşun katılımıyla kurulan Yaşlılık Platformunun Koordinatörü Akdemir yaptığı yazılı açıklamada, sanayileşme, teknolojik gelişmeler, aile yapısının değişmesi ile geniş aile yapısının yerini çekirdek aileye bırakması, kadının çalışma hayatına girmesi, sağlık alanındaki gelişmeler gibi yaşam kalitesini yükselten değişiklikler nedeniyle yaşlı popülâsyonun arttığını, özellikle Türkiyede yaşlılık sorunları giderek çoğaldığını savundu.
Yaşamın her alanında yaşlı bireylerin yaşamını kolaylaştıracak yasaların çıkartılması gerektiğini ve ilgili bakanlıklar, dernekler ve akademisyenlerin birlikte çalışarak; siyasi partilerin, hükümet programlarında, yaşlılara yönelik köklü ve tutarlı çözümlerin yer almasını sağlaması zorunluluğu bulunduğunu söyleyen Akdemir, Bu koordinasyonun sağlanması için ilgili bir birimin SHÇEKten bağımsız olarak ivedilikle oluşturulması gerekmektedir dedi.
-PARTİ PROGRAMLARINDA YAŞLI OLGUSUNA YER VERİLSİN-
Seçim öncesinde özellikle Siyasi Partilerin, Türkiyenin geleceğini oluşturan yaşlılıkla ilgili gerekli çalışmaları ve planlamaları yapması gerektiğini ve parti programlarında konuya yer vermesi gerektiğini söyleyen Akdemir, Yaşlı bireylerin yaşamı daima toplumsal gündemde tutulmalı, yaşlı bireylerin sağlıktan barınmaya, sosyal koşullardan yasal hak ve güvencelere kadar tüm sorunlarına köklü ve organize çözümler üretilmelidir. Yaşlılık platformu, multi-disipliner ekibi ile üzerine düşen her türlü görevi yerine getirmeye ve kamu ile sağlıklı işbirliklerine imza atmaya daima hazırdır diye konuştu.
ANKA
Nevşehir’de, Derinkuyu İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ihbar sonucu bir şahıs üzerinde bir adet tarihi sikke ele geçirdi.
İlçe Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Derinkuyu merkezde bir şahıs üzerinde tarihi değeri bulunan bir adet sikke ele geçirdi. Şahsın Doğala köyündeki evinde jandarma tarafından yapılan arama sonucunda bir adet ruhsatsız av tüfeği bulundu. Yakalanan şahıs hakkında yasal işlem yapıldı.
İHA